Genel

İnternetin Bilinmeyen Tarihi

İnternetin tarihi 1623 yılında hesaplama ve ölçüm işlerinde deha olan kişilere, “bilgisayar” adı veriliyordu. İlk bilgisayar, aslında bu tarihlerde icat edildi. Aynı zamanda internetin de temeli atılmıştı. İnternetin yaygınlaşması daha çok zaman alacaktı. 1822 yılına gelindiğinde ise Charles Babbage adlı bir mucit, o zamanda gelişmiş sayılabilecek bir makine icat etmişti. Difference Engine (Fark Makinesi) adı verilen bu cihaz, sayıları hesaplıyor ve çıktısını verebiliyordu. Artık dünya internet için hazırdı!

İnternet İlk Defa Kullanılıyor!

İnternetin tarihi 1962 yılında, ilkel de olsa bilgisayar yavaş yavaş insanların hayatında yer almaya hazırlanıyordu. İlk defa Amerikan Savunma Bakanlığı çalışanları, bilgisayarlar arası bağlantı konusunda kafa yormaya başlamışlardı. Bolt, Beranek ve Newman adlı uzmanlar, “Galaksiler Arası Bilgisayar Ağı” denilen kavramı ortaya attılar. O dönemlerde bu fikir oldukça aykırı idi.

Birleşik Devletler Savunma Bakanlığı Gelişmiş Araştırma Projeleri Dairesi (ARPA), bu fikirden yola çıkarak çalışmaya başladı. Öncelikli amaç, ARPA’nın farklı yerlerde bulunan bilgisayarları arasında bağlantıyı sağlamaktı. Bunu da telefon sinyalleri ile yapacaklardı. Taylor adında bir ARPA çalışanı, ofisinde bulunan üç bilgisayar arasında ağ bağlantısı kurmayı başarmıştı.

ARPA tarafından projenin geliştirilmesi görevi, BBN adlı kuruluşa verilmişti. BBN firması, birinci kuşak işlemci yapılması için Honeywell adlı firmayla anlaştı. Ortaya Honeywell DDP-516 adı verilen işlemci çıktı. 516,24 kB’lık bir belleğe sahip olan işlemci artırılabiliyordu. Ayrıca 16 kanallı doğrudan bellek erişimi kontrol birimine sahipti. BBN ekibi kısa sürede dünyanın en gelişmiş ilk paket veri dağıtma yazılımından oluşan sistemi 9 ayda tamamladı.

Sistem 4 farklı işlemciden oluşmaktaydı. İşlemciler Amerika’nın farklı yerlerinde bulunuyordu ve birçok kişi ve kuruluş tarafından tasarlanmışlardı.

İlk işlemci Leonard Kleinrock tarafından geliştirilen SDS Sigma 7 adlı işlemciydi. Ölçüm merkezi UCLA eyaletindeydi.

İkinci işlemci Doglas Engelbart tarafından geliştirilen NLS işlemci sistemiydi ve Stanford Araştırma Enstitüsündeydi.

Üçüncü işlemci IBM firması tarafından geliştirilmişti ve bu firmanın ürettiği bilgisayarlarda kullanılıyordu. IBM 360/75 adı verilen işlemci UC Santa Barbara eyaletinde bulunuyordu.

IBM

Dördüncü ve son işlemci ise Ivan Sutherland tarafından geliştirilen PDP-110 işlemcisiydi ve Utah Üniversitesinde bulunuyordu.

Artık ARPANET sistemi hazırdı. İlk deneme 29 Ekim 1969 tarihinde gerçekleştirildi ve iki sunucu arasında e-posta gönderimi şeklinde gerçekleşti. ARPANET ağı kullanılarak gönderilen ilk ileti, Charley Kline adlı UCLA üniversitesi öğrencisinin, SAE’de bulunan SDS 940 sunucusuna gönderdiği e-posta iletisidir. İlk e-posta gönderiminde 1822 protokolü kullanılmıştır. Bu protokol; ileti türü, sunucu adresi ve veri alanından oluşuyordu. Böylelikle ağ üzerinden veri iletiminde kullanılacak kurallar bütünü de ortaya çıkmış oldu.

İlk e-posta verisinin başarıyla gönderilmesinden sonra, çalışmalar hız kazandı ve ağ süratle gelişmeye başladı. 1970 yılının Mart ayında BBN ile ARPANET ağı birleşti ve böylece ağın etki alanı genişlemiş oldu. Haziran 1970’de 9 adet olan işlemci sayısı, Eylül 1973 yılında 40 adede kadar ulaşmıştı.

Telefon Hatlarından Sunuculara: İnternet Yaygınlaşıyor

İnternetin tarihi 1974 yılında Amerika’da bulunan sunucuların dünyaya bağlanması için Pasifik Okyanusu üzerinden Hawaii’ye, Atlantik Okyanusu üzerinden de Norveç’e karasal hatlar kurulmaya başlandı. Norveç ve İngiltere arasında da yeni bir karasal hat kuruldu.

Yapılan çalışmalar sonucunda 1974 yılında 46 adet olan işlemci sayısı, 1975 yılında 213 adede kadar ulaşmıştı. Artık her 21 günde bir ARPANET ağına yeni bir sunucu ekleniyordu.

1983 yılında ARPANET ağı, dünyanın geri kalanında bulunan sunuculardan ayrıldı. Nedeni ise güvenlikti. Ağ artık çok genişlemişti ve bu durum askeri sırların ifşa olması tehlikesini de beraberinde getiriyordu. Aynı yıllarda ARPANET ağına ait olan ana çekirdek sunucular, diğer sunuculardan ayrıldı ve 68 terminal olarak çalışmalarına devam etti. Bu sefer artık adı ARPANET değil, MILNET olmuştu ve tamamen orduya aitti.

İnternet

Dial-up adı verilen ve telefon hatları ile sağlanan internet bağlantısı, çok masraflıydı. Hem kullanan, hem de kullandıran açısından… Dial-up bağlantısında önce bağlantı yapılacak telefon numarasının aranması, daha sonra sunucuya bağlanılması gerekiyordu. Ayrıca bu bağlantı türü, son derece yavaştı. İnternet kullanımı süresince, telefon hattı kullanıldığından, telefonla arayan kişi, aradığı kişiye bir türlü ulaşamıyordu. Tüm bu olumsuzlukları değerlendiren telefon şirketleri, yeni bir bağlantı yönetim üzerinde çalışmaya başladı.

1988 yılında Bellcore adlı telefon şirketinde çalışan Joseph Lechleider, internet için ayrı bir hat kullanılması fikrini icat etti. Bakır kablolardan oluşan bu hat, yalnızca internet bağlantısı için kullanılacaktı. Fikir gerçekten de müthişti. Hat sayesinde bant genişliği artıyordu, ayrıca sinyaller daha hızlı bir şekilde iletilebiliyordu. Böylece DSL adı verilen bağlantı türü, internetin gelişimine katkıda bulunmaya hazır hale geldi. Daha sonra DSL bağlantısı geliştirilerek, ADSL (Asimetrik Sayısal Abone Hattı) bağlantısına dönüştürüldü.

İnternet Tarihinde ve  Dünyada Bir İlk: Fiber Bağlantı

Fiber kavramı ilk olarak 1842 yılında kullanıldı. 1884 yılında ise Collado adında bir bilim adamı, ilk defa yayımladığı bilimsel makalede Fiber tanımını da yapmıştı.

1880 yılında Graham Bell telefonu icat ettiğinde, ses dalgalarını ışık huzmeleri içinden ileten hafif kabloları bulmuştu. Aslında fiber bağlantı kablosunun mucidi olarak Graham Bell gösterilebilir. Ancak o yıllarda dünya bu fikre hazır değildi.

İlerleyen yıllarda Graham’ın fikri bir süre gündeme gelmedi. Yakın zamanda ışık dalgalarının atmosferden iletilmesi fikri üzerinde durulmuştu. Ancak bu imkansızdı. Nedeni ise atmosferde bulunan su buharı ve oksijenin ışık parçacıklarını yüksek oranda soğurması ve işe yaramaz hale getirmesi idi.

Collado

Daha sonra Graham Bell’in fikri üzerinde yoğunlaşıldı. Işık huzmelerinin özel kabloların içinden yol alarak veri taşıması fikri gerçeğe dönüştürüldü.

İlk olarak 1930 yılında “Optik İletişim” adı verilen bir sistem İngiliz bilimadamı J.L.Baird ve Amerikalı bilim adamı C.W.Hansell tarafından geliştirildi. İki bilim adamı televizyon görüntülerini, fiber kablolar aracılığı ile iletmeyi başardılar ve bu buluşlarının patentini aldılar. Aynı zamanda fiber bağlantı uygulamasının da temellerini atmış oldular.

Aradan geçen birkaç yıldan sonra Alman bilim adamı H.Lamm cam fiber adlı icadı ile görüntüleri başarılı bir şekilde iletmeyi başardı.

Asıl gelişim, 1950’li yıllardaki buluşlardan sonra gerçekleşecekti. 1951 yılında Hollanda’dan bilim adamı Van Hell ve İngiltere’den bilim adamı H.H.Hopkins fiber kablolardan ışık demetlerinin iletilmesi üzerinde deneyler yaptılar.

1960’lı yıllarda ise yukarıdaki deney geliştirildi ve işin içine lazer demetleri de katıldı. Lazer teknolojisinin yeni geliştiği bu zamanlarda, gerçek anlamda fiber teknolojisi de geliştirilmiş oldu.

1970 yılına gelindiğinde ise New York eyaletinin Corning şehrinde, Corning Glass Work şirketinde çalışan Kapron Keck adlı kişi, 20 Db’den daha az kayıp sağlayan fiber optik kabloları geliştirdiler. Bu gelişimin hemen ardından Bell laboratuvarlarında, 1 milyar bps veriyi 120 kilometre öteye taşıyan fiber teknolojisi geliştirildi.

1980’li yıllarda ise ABD’de birçok şirket, fiber optik teknolojisini kullanmaya başladı.

1996 yılında ise dünya çapında fiber kablolar döşenmeye başladı. Bu yıllarda fiber kabloların uzunluğu 90 milyon kilometreden fazlaydı. 1997 yılında ise 40 Gb/saniye hızla veri iletebilen fiber kablolar üretildi.

Günümüzde ise fiber teknolojisi ülkemizde dahil olmak üzere tüm dünya genelinde internetin tüm dünyaya ulaştırılması için kullanılmaya devam ediyor.

İnternet Tarihi Şekilleniyor; : İlk Uydudan İnternet

İnternetin tarihinde 4 Ekim 1957 tarihinde Sovyetler Birliği tarafından ilk radyo vericili uydu, dünya yörüngesine fırlatıldı. Sputnik 1 aynı zamanda, internetin uydular sayesinde de sağlanmasına öncülük edecekti.

Daha sonra Tiros-1 adı verilen haberleşme uydusu, 1 Nisan 1960 yılında dünya yörüngesindeki yerini aldı. Artık televizyon yayınları, dünyanın birçok ülkesinde aynı anda izlenebiliyordu.

16 Kasım 2000 tarihinde uzaya fırlatılan AO-40 uydusu, GPS ve navigasyon hizmetlerinin kullanılmasına olanak sağladı.

Uydu

Daha sonra haberleşme uyduları, internet için de kullanılmaya başlandı. Sistem oldukça basitti. Tıpkı uydu televizyon yayınlarında olduğu gibi çanak anten, LNB ve farklı olarak Router adı verilen alıcıya ihtiyaç duyuluyordu. LNB ve çanak, uydudan gelen veri paketlerini alıyor, Router adı verilen cihaza iletiyordu.

Uydudan internet, kırsal bölgelerde ve internet erişiminin sağlanamadığı alanlarda kullanılmaya başlandı. Uydu internet cihazı ise halen günümüzde büyük şirketler tarafından kullanılıyor. Nedeni ise teknolojisinin henüz yeterli derecede yaygın olmaması ve fiyatının ise oldukça pahalı olmasıdır.

Türksat Uydu internet ise ülkemizde, Türksat 1-B uydusunun dünya yörüngesine fırlatılması ile başladı. 1994 tarihinden sonra ülkemizde de uydudan internet yaygın olmasa da kullanılmaya başlanmıştır.

Alper Acarlı

Acarnet'te Entrepreneur

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. İnternetin ilk bulunduğu zamanlar ne amaçlarda kullanılabiliyordu ve internetin o yıllardaki faydası ülkemize tam olarak neydi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu